GÜNCEL
Giriş Tarihi : 14-11-2020 04:32   Güncelleme : 14-11-2020 04:32

12 Kasım Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini Anma Günü ve 1933, 1944'ten günümüze değişenler…

12 Kasım Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini Anma Günü ve 1933, 1944'ten günümüze değişenler…

Tarih bize geçmişte yaşananlardan ibret alıp, gerekli dersleri çıkarmamız ve aydınlık geleceği, geçmişin müspet veya menfi tecrübelerinden hareketle, kurmamıza yardım eden doneler sunmakta. Aynen Doğu Türkistan'da 1933 ve 1944 yıllarında kurulan iki devletin kurulması ve yıkılmasından alınacak dersler gibi.

Hiç kimsenin ummadığı, bazılarına göre hayal bile edilemeyecek bir dönemde Doğu Türkistan halkı iki bağımsız devlet ortaya çıkarmış ama buna izin vermek istemeyen Rusya, Çin, Amerika ve İngiltere gibi dönemin hegemon güçlerini hesaba katmamışlardı.

20. yüzyılın ilk yarısında Doğu Türkistan'da yokluklar içerisinde kazanılan zaferler ve kurulan devletler, yine dış destekten mahrumiyet, konjektürel yalnızlık, yetişmiş kalifiye insan gücünden mahrumiyet dahası birlik-beraberlikteki zaafiyetler yüzünden kısa sürede yıkılmak zorunda kalmıştı.

Çinli göçmenlerin sayısı az, Sovyet Rusya ülkeyi henüz peyki olarak yönetebilecek durumda olmamaları yönleriyle 1933 Doğu Türkistanı'nın 1944'e göre devlet kurmak adına daha elverişli olduğunu söylemek mümkündür.

1944'ün Doğu Türkistanı ise Moskova'nın ülkede cirit attığı, buna mukabil Tunganların (Çinlileştirilmiş Müslüman) ortalıklarda görünmediği, dış desteğin de, Moğolistan üzerinden, az da olsa var olduğu ve zamanı sınırlı bir destek olması açısından 1933'e göre daha şanslı bir dönemdi.

Hem 1933 hem de 1944 Cumhuriyetlerini ortaya çıkaran kadrolar tüm iyi niyet ve samimiyetlerine rağmen bölgede Rusya'nın bağımsız bir Türk devleti kurulmasını istemeyeceğini kestirememişlerdi. Aynen Komünistlerle Milliyetçilerin Çin iç savaşında Çin'in toprak bütünlüğünü savunan Amerika ve İngiltere'ye karşı olduğu gibi.

Devlet kurmak için Doğu Türkistan'da, zikrettiğimiz dönemde bütün olumsuzluklara rağmen aslında her şey mevcuttu denilebilir.

Halk, Çinli idarecilerin keyfi uygulamalarından bıkmış, Merkezi Çin'deki iç savaş dolayısıyla Doğu Türkistan bir nevi unutulmuş, dahası bölgedeki Çinli nüfus genel nüfusun %5'ini geçmiyordu. 1944 Cumhuriyeti ise II. Dünya harbinin en cafcaflı yıllarına denk gelmesine rağmen istenilen uzun ömürlü bağımsız bir devlet kurma hedefi üçüncü tarafların insafına kalacak kadar da yalnızlıklar içerisindeydi.

Buna mukabil konjektür ve dünyaya şekil veren dönemin süper güçleri bölgede bağımsız bir devletin, hele de bir Türk devletinin, kurulmasını alenen istemeyecek kadar karşı cephede bulunuyordu.

Bu şartlara Doğu Türkistanlıların hazırlıksız yakalanmalarını, parçalanmışlıklarını, dış destekten mahrum kalmalarını, yetişmiş kadrolarının çok az hatta yok denecek kadar az olması, birlik beraberliklerinin topyekun olarak milli bir hedeften uzak olması gibi sebeplerle canları ve malları bahasına kurdukları devletleri kısa zamanda Rus, Çin, ABD ve İngiltere'nin el birliği ile ortadan kaldırılmıştı.

Günümüz için ise sevindirici olan 1933 ve 1944 Cumhuriyetlerine özlem duyan, "ecdadımız yaptıysa biz de yapabiliriz hatta yapmak boynumuzun borcudur" diyen kalifiye yetişmiş insanlarının bulunmasıdır.

ÇKP (Çin Komünist Partisi)'nin 2016 yılından beri bölgedeki uygulamaları artık bir soykırıma doğru evrilmiş, ekonomik anlamda gelişen ÇKP yönetimi dünya devletleri için öncelikli risk haklini almış, "ticaret savaşları" üzerinden yeni bir dünya düzeni kurulma aşamasına geçilmiştir.

Ortada 1933 ve 1944'ün aksine Çin'in toprak bütünlüğünü savunan ne Amerika ne de İngiltere varken, Doğu Türkistan'da, günümüzde, bir Türk devletinin kurulmasını arka bahçesi Batı Türkistan'a sirayet edeceğini düşünen bir Sovyet Rusya da yoktur.

Çin'in işgal ettiği topraklarda azınlık haline getirdiği toplumlara (Moğol, Tibet, Tungan, Hong Kong … ve diğ.) reva gördüğü muameleler yüzünden de istenmeyen bir yönetim haline dönüşmüştür. Küresel manada da hemen her devlet için rakip görülen Çin tarihinin en yalnız dönemini yaşamaktadır. Denilebilinir ki konjektür göründüğü kadarıyla 1933 ve 1944'ten devlet kurmak adına daha elverişlidir.

Lakin Doğu Türkistanlılar bu olumlu durumlar yanında 1933 ve 1944 Doğu Türkistan'ından daha riskli birkaç durumla da karşı karşıyadır.

En önemli riskleri;

- Doğu Türkistan'da nüfusun en az %50.1'inin Çinlileştirilerek demografik yapının Çin lehine değiştirilmiş olması,

- BİNGTUAN yapısının Doğu Türkistan'ı gizli garnizonlar ile çepeçevre çevirmiş olması,

- ÇKP yönetimin Doğu Türkistan'ı askeri cephaneliğe döndürmüş olması,

- Gelişmiş teknolojisi ile Doğu Türkistan'ı adım adım ve salise salise izleyen bir sistemin ÇKP tarafından bölgede kurulmuş olması,

- İçeride Halka liderlik edebilecek kim varsa potansiyel olarak cihatçı ve ayrılıkçılıkla yaftalanarak sözde eğitim (!) özde mankurtlaştırma kamplarına ve hapishanelere tıkılmış olması, 

- Çin istihbarat birimlerinin içeride ve dışarıda Doğu Türkistanlıların birlik beraberliklerine dair menfi propagandalarındaki başarı ve

- Bilhassa hariçte yaşayan Doğu Türkistanlıların (boy ayrımı yapmadan) mefkure birliği sağlayamamış olmaları olarak ifade etmek mümkündür.

Olumlu ve olumsuz yönleriyle 1933 ve 1944 dönemleriyle günümüz Doğu Türkistanı'nı karşılaştırmak daha teferruatlı olarak ele alınabilecek olsa da temel meseleleri bu şekilde tasnif etmek mümkündür.

Yarının ne getireceğini bugünden tahmin etmek mümkün olmasa da, yakın gelecekte Çin'de 1991 sonrası Sovyet tarzı bir dağılma süreci beklediğimi buraya ilave etmek isterim.

Asıl mesele Doğu Türkistanlıların önümüzdeki sürece ne kadar hazırlıklı olup-olmadıklarıdır. Cevap olumlu ise bize de yakın zamanda "Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti"ni selamlamak düşecektir.