GÜNCEL
Giriş Tarihi : 20-11-2020 19:00   Güncelleme : 20-11-2020 19:00

Kürt partisi ve Virüs tedbirleri

İlk başta ifade etmek isterim ki, bu devletin, Türk/Kürt ayrımı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan elbette ki çok farklı etnik kökenli insanlarımız vardır, Kürtler de bu guruplardan bir tanesidir.

Kürt partisi ve Virüs tedbirleri
Ancak, nüfus kağıdı üstünde Türkiye Cumhuriyeti yazan, bunu benimseyen, Bayrağına, Vatanının bütünlüğüne bağlı, herkes, hangi etnik kökenden olursa olsun, Türk vatandaşıdır.

Meseleye gelecek olursak.

Ağrı Belediye Başkanı, Sayın Savcı Sayan, bugün bir iddiada bulundu.
Devletine bağlı, muhafazakar, milliyetçi, Pkk ile mücadele etmiş, eden Kürt aşiretlerinin biraya geldiğini ve Cumhur ittifakını desteklemek üzere bir "Kürt partisi" kuracaklarını beyan etti.

Şimdi etnik terimleri bir kenara bırakarak meseleye objektif olarak baktığımızda, böyle bir şeyin olması, Millet ittifakını ve adeta patronu haline gelen HDP'yi çok zorlayacaktır.

Zaten bir yılı aşkın HDP binası önünde efsanevi bir direniş gösteren Diyarbakır anneleri, aileleri, HDP'nin asıl yüzünü ortaya çıkartmıştır. Ve eminim ki HDP'nin fişini de onlar çekeceklerdir.

Bu başlayan furyanın müstakbel böyle bir parti ile de takviye görüp siyasileşmesi, Güneydoğu üzerindeki tüm planları alt üst edebilecek niteliktedir.

Daha önce de defalarca belirtildiği üzere, Millet ittifakını Kürt vatandaşlar bitirecektir.
Bunu da HDP'ye prim vermeyerek, otlandıkları meraları kurutarak yapacaklardır.

Zira Kürt kökenli insanımızın kahir ekseriyeti, dinine, geleneklerine, örf, adetlerine son derece bağlıdır.

Öyle Marxisim, komünizm gibi şeyler, Kürt kökenli vatandaşlarınıza esasen son derece terstir. Hele ki Pkk'nın savunduğu Zerdüştçülük, Kürt milletine zinhar uymaz, tabandan tavana terstir.

Bu yüzden, kendilerini ifade edebilecek, meşru bir platform olduğunda, kerhen bile olsa HDP'ye oy veren Güneydoğu insanı, böylesi bir oluşumu teveccüh ile karşılayıp, destek verecektir.

Hiçbir şey olmasa, HDP'den %3, %5 oy alsa bile, bu millet ittifakı için, HDP için büyük bir heyezan olacaktır.

Dolayısıyla, öyle sanıyorum ki, malum ittifakın, CHP'nin, HDP'nin şimdiden uykuları kaçmış, kalan uykuları da karabasanlar ile dolmuştur.

Ufak bir öngörüye de ifade etmeme müsaade ediniz:
CHP'nin içi, her ne kadar marjinaller ile dolup taşıyor olsa da, işlevi biten bir HDP ile, yollarını ayırabilirler, ki bu birliktelikten rahatsız olan ulusalcı tabanlarına şirin gözüksünler diye.

HDP'nin önemli isimleri de, birer, ikişer CHP'ye yatay geçiş yaparlar ise de pek şaşırmam ben.

Unutulmaması gereken husus şudur ki, Kürt kökenli insanımızın verecekleri oylar, Güneydoğu haricindeki pek çok bölgede de seçimleri müsbet veya namübet etkileyecek konumdadır.

Bunun da bariz örneği İstanbul, Ankara ve Adana Belediyeleri olarak önümüzde durmaktadır.

Bugüne kadar, etnik kimlikleri, her kim görmezden geldi ise siyasette, bunun faturasını seçim günlerinde ödedi.

Dolayısıyla, böyle bir girişime karşı durmak, siyaseten ahmaklık, hatta intihar olur.

Kaldı ki, iki bin yıllık kadim devlet aklının ne zaman, hangi hamleyi yapacağı da belli olmaz.

Bugün Kürt Partisi, yarın Arap, Boşnak, Laz Partisi kurar... bilinir mi?
Bilinmez, tıpkı daha evvel hangi partileri kurdurduğu veya kimi, nereye yerleştirdiğinin de bilinmediği gibi!

Koronavirüs tedbirleri, yine geldi çattı.

Elbette, toplumumuzun geniş bir kesiminin, hiçbir şekilde maske, mesafe, temizlik kurallarına uymamayışı, yaz aylarında bolca yaşanan nişan, söz, düğün, tabii tatillerde dolup taşan plajlar, Kurban Bayramında, en azından İstanbul'da yaşanan kesimhane rezaletleri, büyük şehirlerde, yine hususen İstanbul'da bir türlü çözüme kavuşmayan, ya da kavuşturulmak istenmeyen toplu taşıma rezaletleri, bu yeni seviyenin enerji üreticileri olmuştur.

Maalesef milletçe yasaklara uymamak gibi bir kötü alışkanlığımız var.
Doğal vurdumduymazlığımız da katılınca işin içinden çıkmak zor.

Daha iş güvenliği denilen şeyi bu millete işleyememişken, virüs tedbirine alıştırmak, adeta deveye Hendek atlatmak gibi bir şey.

O bakımdan gelen kısıtlamalar, bir nevi kaçınılmazdı.
Daha geniş kapsamlı kısıtlamalar gelebilir.

Ve şimdi işin püf noktasına geldik.

Ortalıkta "yasaklar gelsin" diye yırtınan bir lobi var.
Ancak ne hikmetse, tam da bu yasakları isteyen bu lobi, yasaklar geldikten sonra;
"Esnaf battı, toplum gerildi, bu yasaklar olmadı!" diye tavır değiştirenler olması çok manidardır.

Nitekim, Gezi olaylarının sloganını hatırlatmak isterim.
Ne idi?
Hayatı durdurun.
Peki, hayatı durdurunca ne olacak?
Millet isyana teşvik edilecek.

Bunu, Avrupa'da dünden beri, kaygı işe izliyoruz.

Orada da yasak, yasak diye tutturanlar, dün binlerce kişi ile olaylı yürüyüş ve protestolara giriştiler.

Çünkü iflas eden edene.

Kafeler, Restoranlar, berber, kuaförler, sinema ve tiyatrolar, kapanılıp iflas etmektedirler.
Taksiciler, oteller, pansiyonlar ya kan ağlamakta ya da kapanmaktadır.

Bu olayları ülkemize taşımak için hazır kıta bekleyenleri biliyor, tanıyoruz.

İşin endişe veren boyutu ise bizdeki muhalefet yaptığını sananların, tüm Avrupa'da kargaşa çıkartanlar ile, birebir aynı terminolojiyi kullanıp, aynı tavırları sergilemeleridir.

Bunları yönlendiren el ise belli.
George Soros ve açık toplum vakfı.

Bilirim ki, Sayın Erdoğan hükümeti, en az benim bildiklerimi bilir ve planlarını buna göre yapmıştır.

Allah, hem virüsten ve hem de iç ve dış tehlikelerden ülkemizi korusun!


Bir diğer yazımızda ümidi ve dua ile Vesselam