EKONOMİ
Giriş Tarihi : 16-11-2020 20:43   Güncelleme : 16-11-2020 20:43

Reform beklentisi: Piyasalardaki U dönüşü kalıcı mı?

İktidardan gelen reform mesajları piyasaları olumlu etkiledi. Ancak ekonomistlere göre ekonomide kalıcı iyileşme için söylemden öteye geçilmesi ve hukukun üstünlüğüne dair adımların bir an önce atılması şart.

Reform beklentisi: Piyasalardaki U dönüşü kalıcı mı?
Merkez Bankası Başkanlığına Naci Ağbal, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na da Lütfi Elvan'ın getirilmesinin ardından, iktidardan gelen "ekonomide yeni dönem" mesajları piyasalara yeşil ışık yaktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta AKP'nin Tekirdağ, Kars ve Karaman kongrelerinde yaptığı açıklamalarda, ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlattıklarını belirtti.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, görevine başlarken yaptığı açıklamada, "Piyasa dostu bir dönüşüm programı uygulayacakları" mesajını verirken Naci Ağbal da Merkez Bankası olarak tüm politika araçlarını etkin ve şeffaf bir şekilde kullancaklarını vurguladı.

Öne çıkan bu söylem son bir haftadır kurları rekor seviyelerden aşağı çekti. Türk Lirası, dolar karşısında yüzde 10'a yakın değer kazandı. Türkiye'nin risk priminin göstergesi olan beş yıllı CDS'ler ise 520 baz puanlı seviyelerden 402 baz puana düştü. Peki piyasalardaki yaşanan U dönüşü kalıcı mı?

Gözler faiz kararında olacak
Bilgi Üniversitesi'nden ekonomist Murat Sağman'a göre piyasalardaki normalleşmenin kalıcı olup olmaması kısa vadede Merkez Bankası’nın faiz kararına bağlı. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı perşembe günü yapılacak.

DW Türkçe'ye konuşan Sağman, toplantının, son yılların en kritik faiz toplantısı olacağına dikkat çekiyor. Faiz artırımına ilişkin beklentilerin 100 baz puandan 600 baz puana kadar değiştiğini söyleyen Sağman, "Eğer normalleşme ise piyasa faizi zaten 425-450 baz puan bir artış gösteriyor. Piyasa faizi şu anda 14.50, politika faizi 10.25 seviyesinde. Muhtemelen perşembeye kadar piyasa faizi 14.75'e çıkarsa geç likite penceresi faiz seviyesine kadar yani 450 baz puan bir artışın gelmesi gerekiyor” diyor.

Bu normalleşme olmazsa piyasalarda yine eski sarmala dönülebileceğini vurgulayan Sağman'a göre, bu faiz arttırımı da sadece zaman kazandırıcak. Sağman, normalleşmenin kalıcı olması için başta hukuk olmak üzere diğer reformların da devreye girmesi gerektiğine işaret ediyor.

Türkiye, son yıllarda yaşanan güven bunalımı nedeniyle uluslararası yatırımcıların ilgisini giderek kaybetti. Son 5 yılda yabancı sermayenin doğrudan yatırımları yüzde 54 azaldı.

Merkez Bankası verilerine göre 2020'nin ilk 9 ayında yabancıların yatırım yaptığı hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetlerinden 14.9 milyar dolar çıkış gerçekleşti. Aynı dönemde doğrudan yabancı yatırımlarda 3 milyar dolarlık artış olsa da bu artış daha çok gayrimenkul alımlarından kaynaklandı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın verdiği bilgiye göre ise yabancı yatırımcılar sadece birkaç günde Türkiye piyasalarına 3 milyar dolara yakın giriş sağladı.

"Yapısal sorunları çözmez"
Peki yabancı sermayeyi ülkeye çekmek için başlatılan seferberlik Türkiye ekonomisinin önde gelen sorunlarını çözmede yeterli olacak mı?

DW Türkçe'ye konuşan Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre yabancı yatırımcıyı davet etme arayışı Türkiye ekonomisinde plansızlığın ve programsızlığın bir unsuru. Türkiye'de makroekonomik politikaların doğrudan doğruya yabancı sermayeye davet kurgusu üzerinden sürdürüldüğünü ifade eden Yeldan, ulusal tasarruf ve yatırım dengesinin makroekonomik perspektiften tamamen çıkarıldığını, yatırımların sadece yabancı yatırımcı olarak adlandırıldığını söylüyor.

Bu anlayışın yapısal sorunları çözmeye değil makyajlamaya yaradığını, kısa vadeli, geçici tedbirler sunduğunu dile getiren Yeldan, "Türkiye'nin kronik cari işlemler açığı, ithalata bağımlılığı ve bunlara dayalı işsizlik, kronik enflasyon gibi problemlerini, yabancı yatırımcıyı Türkiye'ye davet ederek kısa dönemde bir yama, bir reçete olarak değerlendirmek, Türkiye ekonomisinde yapılması gereken yapısal reformları geciktiriyor. Ve Türkiye'yi uluslararası sermayenin kaprislerine bağlı, fırtınalara, kasırgalara açık bir ekonomi haline getiriyor” diyor.

Türkiye’de yıllık enflasyon ekim ayı verilerine göre 11.89 seviyesinde bulunuyor. Ekonomi yılın ikinci çeyreğinde pandeminin de etkisiyle yüzde 9.9 daraldı. İşsizlik ise ağustos ayı itibarıyla yüzde 13.2'ye yükseldi.

"Temel sorun tek adam rejimi"
DW Türkçe'ye konuşan Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe de 18 yıllık iktidardan gelen reform söylemlerinin sorunları bir süre daha ötelese de derinleşen ekonomik krizi ortadan kaldırmayacağı görüşünde.

Yalçın Karatepe

Karatepe, “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sanki geçen hafta sonu seçimler yapılmış, seçimi kazanmış ve iktidar olmuş yeni bir siyasi hareketin lideri olarak Türkiye'de hukuk ve ekonomi alanında reformlar yapacağından söz ediyor olması aslında Türkiye'nin temel sorununun ne olduğunu açıkça gösteriyor. Ülke ihtiyaçlarından bağımsız olarak siyasi bir liderin siyasi ikbali için ihtiyaç duyduğunda reform yapabilmesine ama uygun görmediği halde toplumdan gelen bütün taleplere kulak tıkayabilmesine izin veren tek adam rejimi Türkiye'nin temel sorununu oluşturuyor” yorumunu yapıyor.

Karatepe'ye göre, rejim değişmediği sürece hukuk, ekonomi ve diğer alanlarda yapılacağı söylenen reformların bir sonuç üretmesi mümkün değil. Yalçın Karatepe, “Bunlar sadece sorunların bir süre daha ötelenmesine ama büyüyerek karşımıza çıkmasına yol açacak. Bu sebeple yapılması gereken şey gayet açık ve net. Türkiye’deki rejimin ciddi bir biçimde tartışılması ve yeni bir modelin ülkede hayata geçirilmesi gerekir” diyor.

Piyasalar Merkez Bankası’nın perşembe günkü faiz kararına odaklanırken, ekonomistlere göre ekonomide uzun dönemli bir iyileşme için reform söylemlerinden öte geçilmesi gerekiyor.