GÜNCEL
Giriş Tarihi : 14-07-2021 03:39   Güncelleme : 14-07-2021 03:39

Suskunluğun sessizliği ve havadaki sis!..

Suskunluğun sessizliği ve havadaki sis!..
—Sisli, puslu ve sessiz bir havadayız Troyalı…
İçim ürperiyor,
Tedirgin oluyorum.
Kaygılandırıcı bir sükût kaplamış ortamı…

—Kulakların sağır, gözlerin körleşmiş galiba,
Duymaz mısın, işitmez misin;
Hem de, her kafadan bir ses çıkıyor,
Her köşeden biri fırlıyor…

—Kastettiğim tam da bu işte;
Konuşması gerekenler suskun,
Görmesi gerekenler körleştirilmiş…
Birer birer, ellerini ayaklarını çekmişler,
Kaygı-korku ve kederle gözlerini yummuşlar,
İnzivaya çekilmişler…

—Kafalarına vuran mı var;
Baksınlar ve görsünler,
Konuşsunlar, dinlenilsinler,
Kalsınlar, gitmesinler…

— Troyalı,
Sesler ve görüntüler birbirine karışırsa,
Sadece, bağıranın sesi duyulursa,
Bedeni büyük olan görünür ise,
Ve insanlar,
Sadece olan şeylere bakar; olacaklara körleşirse;
Işık tutan fikirler,
Geleceğe bakabilenler,
Muhtemel tehlikeyi fark edenler,
Körleşmeyi görenler,
Kaygı-melal-ıstırap sahipleri, sessizleşip, yıldız gibi kayarlar,
Karanlığa çekilirler…
Çünkü bilirler; dinlenilmeyecekler,
Önemsenmeyecekler,
Daha öteye gidilecek; itilip-kakılacaklar…
Haysiyet sahibidir onlar; utanmayı yitirmemişler,
Hakkı işitmişler,
Hakikat söylemişler,
Ve, dikkatle dinlenmişlerdi…
İstişare edilmiş, sözleri itibar görmüştü.
Artık, konuşanlar sadece bağırıyorsa,
Görenler, sadece kendini görmeye başlamışsa,
Hırs-kibir-benlik, aklı aşmış ve yoklaştırmaya başlamışsa,
Havayı kasvet-sis-pus sarmış; izler seçilemiyorsa,
Taşlar bağlanıp köpekler salınmışsa,
Susar o insanlar, susar Troyalı…
Derin ve kederli,
Acılı ve acıklı,
Kaygı içinde; susarlar!...

—Ne zaman susmazlar, konuşurlar,
Ne olursa köşelerinden çıkarlar?..

—Kim bilir…
Belki, konuşanlar susunca; konuşurlar,
Belki, dinleyen olursa; susmazlar,
Belki de "bizden geçti" der ve hiç konuşmazlar.
Ama en acısı,
Yokluklarının farkına dahi varılmaması,
Neden sustuklarının bile anlaşılmaması,
Anlaşıldığında ise, iş işten geçmiş olacak olmasıdır.
İşte o zaman,
"Keşke susturmasaydık,
Anlayıp dinlesek,
Dinleyip eylesek,
Suyu bulandırmasak,
Bu günleri görmeseydik..." diye, sessiz sözler gelecek.
Ama, fayda etmeyecek,
Giden gitmiş olacak; geri gelmeyecek,
Başa dönülmeyecek,
Elde kalan ise; ne yazık-çok acı ve maalesef ki;
Tırmalayan hurmalar olacaktır!...

—Bu, "Suskun Sessizlik" dediğin şey; bu kadar kötü mü yani,
Bir gaflet,
Bir atalet,
Bir rehavet,
Bir, "akıldan yoksunluk" gibi, bir şey mi?..

—Bilir misin Troyalı,
Görenin körleşmesi; doğuştan kör birinden daha beterdir,
Duyanın işitmezliği; doğuştan sağırdan daha fenadır.
Bu da böyle bir şey…
Varlık içinde yoksulluk,
Sahipken, yaşanan yoksunluk…
"Her şey" iken, "hiçbir şey"leşmek,
Ve böyleyken; her şeye sahipmiş gibi hissetmek…
Bu ise, gündüzün güneşine aldanıp,
Gaflete dalıp,
Atalet batağına saplanıp,
Kibrin rehavetine kapılıp,
Ve, gece gerçeğini unutup,
Karanlığa mahkumiyettir.
Işık veren aklı,
Tedbir aldıran fikri,
Düşündürten düşünüşü, yok saymaktır…
İşte bu yüzden Troyalı, bu yüzden,
Kaygılıyım bugünden,
Endişeliyim gelecekten,
Muhtemel felaketten,
Kar, kış ve depremlerden,
Sis perdesinden,
Puslu havadan ve hakim olan sessizlikten,
Zorunda bırakılan suskunluktan!…

Korkuyorum işte,
Korkuyorum Troyalı!
Hayra alâmet değil…