GÜNCEL
Giriş Tarihi : 11-07-2021 19:20   Güncelleme : 11-07-2021 19:20

Türk-ABD ilişkilerinde eksik olan ne?..

Türk-ABD ilişkilerinde eksik olan ne?..

Türk-Amerikan İşadamları Derneği (TABA)
1985'lerde kurulmuş ve halen Onursal Başkan olan Zeynel Abidin Erdem sayesinde Türk-ABD ilişkilerinde önemli işlere imza atıp, ülkemiz çıkarına fonksiyon icra etmiş bir dernek.

Bir yemek düzenledi.
Güzel bir organizasyondu.
Bundan sonra, daha da aktifleşip, ülkemizin ABD nezdinde pozitif tanıtımına ciddi katkı sağlayacağına inanıyorum.

Naçizane ,Yüksek İstişare Kurulu Başkanı olarak derneğimizin başkanı Süleyman Sanlı'yla beraber, video konferans şeklinde, ben de katıldım.

Amerikan siyaseti ve kamuoyu açısından önemli isimler vardı.
Washington büyükelçimiz Murat Mercan,
New York senatörü James Sanders,
Ve, birbirinden değerli diğer katılımcılar…

Toplantının/organizasyonun asıl önemli kısmına geçersek; ana konu Türk-ABD ilişkileri idi…

Onursal başkanımız/değerli büyüğümüz Zeynep Abidin Erdem'in mazereti nedeniyle katılamamasından dolayı; öncelikle onun mesaj ve dileklerini ilettim.

Sonrasında ise şunları belirttim;
"Türk-Amerikan ilişkisi sıkıntılı bir süreçten geçiyor.
Maalesef bu konuda Amerika'nın payı büyük. Çünkü ne yazık ki; Amerika'nın Türkiye konusunda önyargıyla ve biraz da derinliksiz bir yaklaşım içinde davrandığını düşünüyorum.
Bu durum sadece Türkiye'de değil; Türkiye ve hinterlandında olan Müslüman toplumlarda Amerikan aleyhtarlığını artırıyor.

Bugün itibariyle oluşan algı, maalesef Amerika için de istenen bir durum değil.
Birbirimizi sevelim/sevmeyelim ama Türkiye ile ABD birlikte hareket etmek zorundadır.
Aksi ise, Türkiye'yi Çin ve Rusya'nın kucağına itmek olur.
Hele de; ABD'nin, Çin'le organize bir mücadeleye girme eğilimi gün yüzüne çıktıkça, Türkiye ile ilişkilerin karşılıklı kazanca ve kabule dayalı bir konsepte gelmesi, uyum sağlanması ve bir ahenkle sürmesi kaçınılmazdır.
Bugünün tarihinin, hem Türkiye'ye ve hem ABD'ye dayatması budur…"

Büyükelçimiz Murat Mercan da oldukça yapıcı ve onarıcı bir konuşma yaptı.

TABA başkanı Sanlı'nın Türkiye-ABD ticari ilişkilerine dair yaptığı konuşma ve önermeleri yerinde/isabetli ve ufuk açıcıydı.

Özellikle Türkiye'nin güvenilir bir tedarikçi olduğuna vurgu yapan Başkan Sanlı, ABD'nin Çin'le olan ticari açığı ve buna bağlı olarak bozulan tedarik zincirinin ancak bu şekilde ikame edileceğini dile getirdi.

Sanlı'nın, "Çin ve Rusya'nin ekonomik büyümesine karşı Amerikalı partnerlerimizle bir plan ve strateji oluşturmamız gerekiyor" diyerek; "daha önce bunu birlikte başardık, yine birlikte yapabiliriz" demesi, Türk-Amerikan ilişkilerinin daha iyi noktalara geleceğine olan inancın bir göstergesiydi.

Ve, konuşmasının tamamında verdiği mesaj; iyi siyasi ilişkilerin anahtarı, iyi ticari angajmanlar oluşturulmasından geçer. Ticaret gelişirse, ilişkiler de çok boyutlu ve pozitif hale gelir.

Katılan senatörlerden de, benzer üslup ve içerik görmek Türk-ABD ilişkileri açısından beni ümitlendirdi.

Hele de, dostum olan New York senatörü J. Sanders'in Türkiye ve Türklere dair güzel sözleri, Türk-ABD ilişkilerinde olması gerekenlere dair değerlendirmesi beni ziyadesiyle memnun etti.

Değerlendirmesinde, ABD'nin Türkiye ile İŞİD/El Kaide vb. gibi terör örgütleriyle mücadele ihtiyacı hasıl oldukça bir işbirliği kurulmasının ötesine geçilerek; daha kalıcı/çok boyutlu ve daha dinamik bir ilişki oluşturulmasına parmak basması ise; hem Türk devlet yetkililerine ve hem de ABD yönetimine çok güzel bir mesajdı.

Anti parantez, kendisini ülkemize davet ettim.
Kabul ettiğini ve birkaç senatör dostuyla birlikte geleceğini; Sayın Cumhurbaşkanımızı da ziyaret edip fikir alışverişinde bulunacağını söylemesi de, oldukça nazik bir reveranstı. Kendisine teşekkür ediyorum.

Toplantı sonucu izlenimim ne oldu?
Önyargısız/akıllı-akılcı diplomasinin pek çok sorunu çözebileceğini gördüm.
Türkiye'nin ABD nezdinde resmi veya gayrı resmi lobi faaliyetlerinin eksikliğini, bazı ayrışma ve sorun noktalarının kendisini anlatamamaktan/konuşamamaktan hatta doğru anlatamamaktan doğduğunu müşahede ettim.

Bu bağlamda, Büyükelçimiz Sayın Mercan'ın yoğun çabalarla başlattığı açılım/tanıtım/onarım sürecini doğru lobiler ve yerinde politikalarla desteklemek kaçınılmazdır.

Türkiye için bu faaliyetler gerekliyken ABD için değil mi?
Kesinlikle Amerika'nın da Türkiye için tanıtıp faaliyetine girmesi ve şuana kadar oluşan negatif algıyı değiştirmek için çaba sarf etmesi şarttır.

"Ben Amerikayım, bir şey yapmama gerek yok. Beni bilen bilir, bilmeyense umurumda değil" yaklaşımıyla hareket edemez ve etmemelidir.

Konuşabilirlik çok büyük nimetken; konuşmamak/konuşamamak veya üst perdeden konuşup bir diğerine yükselmek hiçbir şeyi halletmiyor.

Şunun gördüm ki; Türkiye daha kaliteli/doğru ve nokta atışı iletişim oluşturmak zorunda.

Sık sık şöyle bir yanlışa düşüyoruz.
Bu Amerika için de geçerli.
"Konuşmamak/hasımlaşmak ve ilişkileri iç politika malzemesi yapmak."

Bu yaklaşım öyle hastalıklı ve sorunludur ki; bırakın sorunları çözmeyi, yeni sorunları doğurmakta ve çözülebilir olanların bile bir silah gibi kullanılması sonucunu getirmektedir.

Hal böyleyken;
Amerika bizim düşmanımız değildir. Türkiye de Amerika'nın hasmı…
Devletsel bazda, kimse kimseyle dost olmak zorunda değil.
Ama biri diğerinin düşmanı da değildir ve olmamalıdır da…

Üstelik, ABD gibi küresel ölçekli bir devlet için, kendi jeopolitiğinde önem arz eden Türkiye, iletişimsizliğe ve aleyhtar lobilerin husumetine kurban edilecek bir ülke değildir.
Türkiye için de ABD…

Hele de küresel ekonominin belirleyicisi ve özellikle gelişmekte olan ülke piyasalarının gözünü diktiği merkez ABD ise…

Hakeza, dolar denen dünyasal para birimi, ABD'ye aitse ve hemen tüm dünya bu para birimine göre ekonomilerini konumlandırıyor ise…

Şu/bu/o/filanca ülkeden, swap vb. gibi çeşitli usullerle dolar toplamak yerine, iyi ilişkiler oluşturulan Amerika'dan bunu temin etmek çok daha kolay ve kârlı olabilecekken…

Ve de, güven oluşturucu/tutarlı/itimat telkin edici olduğu takdirde, çeşitli ilişki/iletişim/görüşme ve diyalogla bu kapılar aralanabilecekse; Türkiye'nin oyunu kuralına göre oynayarak, böyle bir yol ve yöntemi oluşturmaması, emin olalım ki; ABD'den ziyade bize kaybettirir.

Yaşadığımız dünya, diğerlerinden kendini izole ederek/başkalarını yok sayarak veya küresel dengeleri ve güç merkezlerini görmezden gelerek varlık sahası oluşturmaya imkan vermez.
Bunu yaşıyoruz da…

Türkiye de dahil, hiçbir ülke küresel ekonomik gerçeklerden ve akıllı diplomatik gerçekliklerden uzak kalamaz/kalmamalı.
Aksi, sadece zarar/ziyan ve ekonomik/siyasi sıkıntılardır.

Bugünün dünyası, hızlı yükselmelerin ve benzeri şekilde, hızlı inişlerin yaşanabildiği bir konsept arz etmektedir.

Düşünün;
ABD ile ilgili ne kadar mesafeli de dursak,
Amerika'yı kötüleyip şeytanlaştırsak,
Amerika'ya rest çekip, kafa tutsak; Amerika'da görülen "faiz artışı veya enflasyon" bizi de doğrudan etkilemektedir.
Anında, hem de…
Amerika öksürse, bizim gibi ülkelerin piyasalarında deprem oluyor.
Neden/niçin demeyi geçelim,
Çünkü yerküre bu halde ve realite bu.
Bunun yanlışlığını/acımasızlığını/adaletsizliğini sabahlara kadar konuşsak,
Ve, iddialarımız haklılık da kazansa; sonuç değişecek mi!...
Asla Amerikancılık yapmıyorum,
Ama bugünün dünyasında Amerika'yı görmezden gelmek; kim ne derse desin, güneşe gözünü kapatmak gibidir.
Gerçek ayrı olabilir; amenna…
Ama "gerçeklik" bu…

Sonuç olarak;
Amerikalı katılımcılardan da edindiğim izlenim; önyargısız konuşmak/konuşabilmek ve ortak menfaatler çerçevesinde iletişim kurabilmek…
Bence üçüncü yol yok…

 

Son olarak değinmek isterim ki;
Türkiye'de faaliyet gösteren Türk Amerikan dernekleri birliktelik içerisinde değiller. Aynı amaca hizmet eden kuruluşların güç birlikteliği çok önemlidir. Hepsinin hedefi, Türk-Amerikan ilişkilerini geliştirmek, ticaret hacmini arttırmaktır. Birbirleri ile koordinasyon içerisinde olması gereken derneklerin yapması gereken ilişkilerimizi geliştirmek için birlikte hareket etmektir. Bu noktada üzülerek belirtiyorum ki bir eksiklik görüyorum.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.