GÜNCEL
Giriş Tarihi : 18-12-2020 12:42   Güncelleme : 18-12-2020 12:42

Türkiye'nin yeni yılda yeni diplomasisi; İsrail ve Mısır'a Büyükelçi gönderecek mi..?

Türkiye'nin yeni yılda yeni diplomasisi; İsrail ve Mısır'a Büyükelçi gönderecek mi..?

Son yazımın başlığında "Türkiye’nin değişen refleksi" demiştim.
Bugün Erdoğan'ın Irak Başbakanı'nı karşılamasını görünce daha farklı bir projeksiyon yapmak istedim.
Hatırlayın, son bir iki aydır Irak'ta ve özellikle Kuzey Irak'ta PKK konusunda farklı, beklenmedik ve ilginç gelişmeler var.
Bu ziyaret de bu gelişmelerin zirvesi olacak, galiba…

Peki, "bundan sonra ne olabilir"  sorusuna bakarsak;
İsrail, Mısır, Suudi Arabistan, hatta Birleşik Arap Emirlikleri ile farklı bir konsepte girilecektir.
Bu yeni durum sadece Türkiye ile bu ülkeler arasında değil, Katar'la bu ülkeler arasında da tezahür edecek görülüyor.
Keza Türkiye Katar ilişkileri son anlaşmalarda görüldüğü gibi daha ileri bir boyut ve daha geniş yelpazeye kavuşacaktır.
Yeni yılın başıyla birlikte İsrail'e büyükelçi göndereceğimiz kanaatindeyim.
Bu demek değildir ki; İsrail ile "dost/kanka" olduk.
Hayır.
Ama, olması gerekenin olması demektir.
Ve Mısır…
Zaten Cumhurbaşkanı'mız da açıklamıştı; istihbarat örgütlerimiz görüşüyor diye…
Belki İsrail'le olduğu kadar çabuk olmasa da Mısır’la da, büyükelçinin gönderilmesi cihetinde ve özellikle Doğu Akdeniz konusunda asgari müşterek oluşturulması ve hepsinin ötesinde ülkesel husumetin sonlanması bağlamında ciddi gelişmeler yaşanacaktır.

İsrail ve Mısır'la başlayan normalleşme, akabinde Arabistan BAE ve Bahreyn'le olan ilişkilerin de benzeri sürece girmesi demektir.

Bu üç devletin, ülkesel bir refleksi olduğunu zaten düşünmüyorum.
Bu nedenle de, Türkiye ve bölge ülkeleri arasında oluşturulan ve "Yeni Normal" denecek diplomatik sürece uymamaları düşünülemez.

Bunun yanında henüz bir aşama kaydedilememiş olsa da, AB ile somut ilerleyiş içeren adımlar gelecektir.
Ki, bu konuda Almanya ve Merkel'in yapıcı rolü çok büyük önem arzedecektir.

Buna bağlı olarak, Yunanistan'ın saldırgan ve şımarık tavırları da dizginlenecektir.
Hakeza yeni dönemde Türkiye Afrika ile ilgili yeni bir atağa geçebilir.
Çünkü yeni dönemin yeni stratejisinde Afrika kıtası, gündemin başlarındadır.
Hatta bu yeni dönem öyle farklılık ve beklenmedik gelişmelere gebedir ki; Karabağ savaşı esnasında "iki devlet bir millet" sözünden mülhem, oluşan Türkiye-Azerbaycan ittifakı Ermenistan'a dair uzlaşıcı diplomasiyi öne çıkartırsa şaşırmayın.
Ki bu konuda Azerbaycan'ın bize göre, daha soğukkanlı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü savaş sürecinde Ermenistan'ın sivil yerleşim yerlerine insanlık suçu işlercesine yaptığı saldırılara ve verilen kayıplara rağmen Azerbaycan duygusal davranmayıp belirlemiş olduğu çerçevenin dışına çıkmadı.

Yani savaş ve acının etkisiyle, aynıyla karşılık olacak şekilde Karabağ bölgesi dışına çıkarak asker-sivil ayrımı yapmaksızın Ermenistan topraklarına herhangi bir saldırıda bulunmadı.

Bu tavır bile, aslında Karabağ savaşı sonrasını kapsayan uzun soluklu ve aklıselim planın bir parçasıydı.
Azerbaycan yönetimi bu stratejiyi iyi uyguladı ve Ermenistan tuzağına düşmedi.
Hal böyleyken; 2021’de savaş kayıplarının acıları azalırken Türkiye-Azerbaycan ve Ermenistan arasında umulmadık yumuşamanın olabileceğini ihtimal dahilinde tutun derim.

Ama bu konudaki her adım ve her hamle Türkiye ile Azerbaycan'ın ağız birliğiyle olacaktır.
Azerbaycan'a rağmen Türkiye bir adım atmayacaktır.
Tüm bu gelişmeler neden şimdi diye sorabilirsiniz.
Söyleyeyim.
Eksiklere, hatalara ve bazı yanlışlara rağmen böylesi bir sürecin yaşanması gerekiyordu.
Ki, bugünün zemini oluşsun.
Yani o günün koşullarında artık yeni bir yaklaşım gerekiyordu ve bu da "Zorlayıcı Diplomasi" denen enstrümanların kullanılmasıydı.

Yalnızlaşma iddiası ve pahasına rağmen Türkiye bunu yaptı mı.?
Yaptı…
Dozunda ve kararında bıraktı mı.?
Hemen hemen evet…
Şimdiyse "uzlaşma oluşturma ve diplomatik restorasyon" dönemi.
Ülkesel menfaatler o zaman onu gerektiriyordu, şimdi ise bunu…
Küresel gerçeklik o dönem onu gerektiriyordu, yeni aşamanın gereklik ve gerçekliği de bu…
Kimseyle dost olmak zorunda değiliz,
Ama düşman da olmamalıyız.
Ki, bunun için bölgesel bazda oluşan hasmane tutumları ortadan kaldırmak ve müşterek menfaatler çerçevesinde "yeni yol, yeni normal" oluşturmak günün gereği ve gerçeği…

Ebedi dostluk ve ebedi düşmanlık olmaz.
Devletler bireyler gibi kin, garez ve intikam güdüsüyle davranmaz, davranamaz.
Devletlerin temel güdüleyicisi menfaat ve milletinin yararıdır.
Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Uluslararası arenada tüm bu gelişmeler olurken bunun iç politik yansımaları da kaçınılmazdır.
2021'de iç siyasette, bürokraside ve hatta bazı tutukluluk konularında beklenmedik gelişmeler olabilir.
Mesela Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş'ın durumu…
Öyle bir iç içe geçiş ve birbiriyle bağlantılılık yaşıyoruz ki; muhtemel dış politik adımlarla içerideki yaşanacakların  önemli, derin ve mutlak bir bağlantısı vardır.

Bu bağlantı muvacehesinde içerideki gelişmeleri de gözden kaçırmayın veya spontane gelişen durumlar gibi düşünmeyin.
Ama her şeye ve görülen veya ümidimizi kıran  bazı negatifliklere hatta Pandemi'nin  getirdiği korku-panik ve karamsarlığa rağmen bu defa daha ümitliyim.

Başta Erdoğan olmak üzere, Türkiye'nin edindiği tecrübe ve hatta acı deneyimler ışığında daha geniş bir bakışla akıl ve akılcılığı önceleyip, diplomatik romantizmden uzak; 2020’den daha karmaşık olması muhtemel  olan 2021'de, Türkiye'nin menfaatlerini maksimize edeceği kanaatindeyim.

Krizi fırsata çevirmek bizim elimizde ve atacağımız adımlarda…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.