GÜNCEL
Giriş Tarihi : 16-12-2020 17:34   Güncelleme : 16-12-2020 17:34

Vefatının 25. Yılında Türklük Mücahidi İsa Yusuf Alptekin'i anarken…

Vefatının 25. Yılında Türklük Mücahidi İsa Yusuf Alptekin'i anarken…
Sene 2002 yılı idi. 

Doktora yapmak üzere Manisa Celal Bayar Üniversitesi'nden YÖK'ün 35. maddesi ile İstanbul Üniversitesi'ne görevlendirme ile gelmiş, Yüce Yaradan'ın bir lütfü olarak Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, Mustafa Kafalı ve Gülçin Çandarlıoğlu gibi duayen hocalarımızın görev yaptığı bir kürsüye, Genel Türk Tarihi kürsüsüne, görevlendirilmiştim. Yine burada hocalık, yardımseverlik, güleryüzlülük, güvenme, motive etme, bir dava insanı olma adına bu hayatta ne öğrendiysek kendisinden öğrendiğim tez danışmanım Hocam Prof. Dr. Abdulkadir Donuk'un öğrencisi olma bahtiyarlığına erişmiştim.
 
Bu giriş paragrafının İsa Yusuf Alptekin ile ne alakası olduğunu merak edenleriniz olabilir. Aslında her şey Abdulkadir Donuk hocamın ders dönemi bittiğinde yanına çağırıp "evladım sana Doğu Türkistan'ın büyük kahramanı Osman Batur'u tez konusu olarak verelim" dediğinde başlamıştı. 
 
Lisans ve yüksek lisans eğitimini tarih alanında bitirmiş, dahası doktora eğitimine de tarih bölümünde devam eden birisi olarak elbette Doğu Türkistan'ı ve onun bayrak şahsiyeti, yaptıklarıyla Abdulkadir Donuk hocamın da yazarları arasında olduğu "Türk Mücahidi İsa Yusuf Alptekin"i az da olsa biliyor, Doğu Türkistan'daki zulümden az da olsa haberdardım. 
 
Lakin hayata bakışımız Abdulkadir Donuk hocamla yaptığım o görüşmeden sonra bu denli değişecek deselerdi inanmazdım. Hocam konuşmasını bitirdikten sonra yerinden kalkmış ve odasındaki kitaplar arasından "Esir Doğu Türkistan İçin: İsa Yusuf Alptekin'in Mücadele Hatıraları" adlı çalışmayı çıkartıp, "bunu okumakla başlayalım" demişti. 
 
Kitap 1984 yılında Mehmet Ali Taşçı tarafından İsa Yusuf Alptekin Bey'in 1949 yılına kadarki biyografisini ihtiva ediyordu. Küçük puntolu yazılar ile dizgisi yapılmış yaklaşık 600 sayfalık eseri merhum Togan hocanın bize kısmet olan masasına geçip okumaya başladığımda, her sayfasında bir sonraki sayfada ne yazıyor diye merak ederek ilerlemiş, mesai bitmesine rağmen yerimden kalkamamış, gecenin kaçı olduğunu ancak görevlinin "hocam hâlâ çalışıyorsunuz, katları dolaşıyorduk ışığınızı açık görünce bakalım dedik" söyleyince fark etmiş, elimde kitap evin yolunu tutarak üç günde bitirmiştim.
 
İsa Bey'in 94 yıllık hayatının ilk 48 yıllık kısmına tekabül eden bu çalışmayı bitirince, Doğu Türkistan halkına yaşatılan vahşeti daha yakinen öğrenmekle kalmamış, bir dava adamı nasıl olur soruna da cevap bulmuştum.
 
Fedakarlığın ne demek olduğunu, bütün zorluklara nasıl metanetle sabredip, mücadele azminden vazgeçilmemesi gerektiğini, bütün yokluklara rağmen azmin insanoğluna neler yaptırabildiğini, vizyon sahibi olmanın öncelikle insanın kendisini yetiştirmekle mümkün olabileceğini, fikri olmayanın hamasetten başka bir iş göremeyeceğini, dahası başkasının değirmenine su taşımaya hizmet edeceğini, kendi durumunu iyice tetkik etmeyenin kurtuluş çaresi aramasının bulanık suda balık avlamak olacağını, karşınızda her anlamda sizden kat be kat güçlü olanlara karşı şuurlu mücadele edildiği takdirde başarının kendiliğinden geleceğini İsa Yusuf Bey'in hatıratının bu ilk kısmında bulmuştum. 
 
Her sayfasında dahası her satırında çıkarmamız gereken onlarca dersler bulunan eserin, belki onlarca defa okumama rağmen hala gözlerim dolarak tekrar tekrar okuduğum doktora çalışma konum olan Osman Batur kısmı ise Doğu Türkistan toplumunun hak ettiği özgür yaşama emeline ulaşmak için nasıl birlik-beraberlik içinde çalışmaları gerektiği net bir şekilde ortaya koyması bakımında da kayda değer mesajlar vermekteydi.
 
İsa Yusuf Bey'in 1925-1931 yılları arasında bulunduğu Sovyet Rusya işgali altındaki Batı Türkistan'ın Endican ve Taşkent şehirlerinde görüştüğü milliyetçi mukaddesatçı çevreler kendisinin fikri dünyasını şekillendirmiş, Özbeklerin meşhur milli şairi Süleyman Çolpan ile yaptığı yarı gizli toplantılarda söylediği "İsa beyciğim bizim en büyük eksikliğimiz yetişmiş insanımızın olmaması" sözünü kulağına küpe eden İsa Yusuf Bey'in hayatı Doğu Türkistan'ın kurtuluş reçetesinin insan yetiştirmek ve her anlamda halkını kalkındırmaktan geçtiği gerçeğine ulaştırmıştır ki, hayatının geri kalan kısmında hep bu uğurda bir çaba içerisinde olmuştur. 
 
İsa Yusuf Bey'in fikri dünyasını şekillendiren ikici dönüm ise 1932 senesinde Türkiye'de okumuş bir Türk milliyetçisi Dr. Mesut Sabri Baykozi olmuş, su akar mecrasını bulur diyebileceğimiz bir gerçeklikte iki dava adamı Çin'in Nankin şehrinde buluşup mücadelelerine başlamışlardı.
 
Kanaatimce İsa Yusuf Bey'in hayatının üçüncü dönüm noktası ise 1939 yılında çıktığı Ortadoğu ve Türkiye seyahatinden dönüşte Afganistan'a uğraması olmuş, dönemin Kabil Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal'ın İsa Yusuf Bey'i Mehmet Emin Buğra Bey ile tanıştırıp "beraber Çin'e gidin ve mücadelenizi orada birlikte yapın" teklif ve telkini 1942 sonrasında önce merkezi Çin'de, 1945 sonrasında ise Doğu Türkistan'da "Dilde, İşte, Fikirde Birlik" idealini davalarının merkezine oturtan "Üç Efendi Hareketi"ni ortaya çıkarmıştı. 
 
Üç Efendilerin hayatları ve mücadeleleri incelendiğinde görülecektir ki, 1948 yılında çıkardıkları "Erk/Bağımsızlık" gazetesinin küpüründe yazdıkları "ırkımız Türk, dinimiz İslam, yurdumuz Türkistan" prensiplerini şiar edindiklerini, Doğu Türkistan'ın başına musallat olan Çin zalimini kovarken bir diğer zalim Rus'u, Japon'u, İngiliz'i veya Amerikalı efendinin kuklası olmanın doğru bir tavır olmayacağını, Doğu Türkistan'ın kurtuluş davasının uzun, sabırlı ve disiplinli bir hatt-ı harekat ile mili bir siyaset takip edilerek mümkün olabileceğini mücadelelerinin merkezine yerleştirmişlerdi.
 
İsa Yusuf Bey ve dava arkadaşlarının Doğu Türkistan'da işbaşına geldiklerinde çıkardıkları "Erk" gazetesinin küpürü gibi açtıkları kütüphaneye "Yusuf Has Hacip" adını vermeleri, faaliyete geçirdikleri matbaaya "Altay" ismini koymaları, yazdıklarında Türk tarihinin bir parçası olduklarını, Doğu Türkistan'daki Kazak, Kırgız, Özbek, Uygur ve diğer Türk boylarının bir çınarın köklerini oluşturduğunu halka benimsetmek için mücadeleleri, onların birer "Türklük Mücahidi" olduklarını göstermektedir. 
 
Zaten Doktora hocam Abdulkadir Donuk, Altan Deliorman ve İsa Kocakaplan'ın kaleme aldıkları "Türklük Mücahidi İsa Yusuf" adlı eser bu sıfatı yaptıklarıyla sonuna kadar hak eden bir bayrak şahsiyetin hayat mücadelesini anlatmaktadır. 
 
Akademik hayatımın geri kalan kısmında İsa Yusuf Bey'in hatıratının 1980 yılına kadar ki kısmını yayınlamak, Diyanet İslam ansiklopedisinde "İsa Yusuf Alptekin" maddesini yazmak bendenize nasip olmuş, orada da İsa Bey'in "Türklük mücahidi" olmaya devam ettiğini müşahede etmiştim. 
 
17 Aralık 1995 tarihinde bir asra yakın ömrünü vatanı ve milletine hâdim olarak geçiren İsa Yusuf Bey adına 1997 yılında evlatları tarafından kurulan "İsa Yusuf Alptekin Eğitim, Araştırma ve Sosyal Yardım Vakfı" başkanlığını yapmak da bu fakire nasip olmuş, gönül dostlarımızla beraber Üç Efendilerin 1948'de çıkardıkları "Erk" gazetesindeki "Dilde, İşte, Fikirde Birlik/Irkımız Türk, dinimiz İslam, yurdumuz Türkistan" şiarını devam ettirme gayretiyle İsa Yusuf Bey ve dava arkadaşlarının aziz hatırasına sahip çıkmaya gayret ediyoruz.  
 
Her Doğu Türkistanlı ve Türk milliyetçisi İsa Yusuf Bey'in vefatının 25. senesinde bile hâlâ bu denli neden hatırlandığını, ismi söylenince davasının, davası söylenince isminin akla geldiğini etraflıca muhakeme etmeli, İsa Yusuf Bey dava arkadaşlarının mücadele ve ideallerini öğrenmeli ve hayatına tatbik etmelidir.
 
Aramızdan ayrılışının ve hakka vuslat edişinin 25. senesinde Beyimiz İsa Yusuf Alptekin'i saygı ve özlemle yâd ederken tekrar hatırlatıyoruz ki; "emin olunuz, Türk milleti emanetine sahip çıkmaya, ideallerini yeni nesillere öğretmeye devam edecek, ruhunuz şâd, mekânınız Cennet olsun…"